Nato nedir?

İngilizce «Kuzey Atlantik Paktı Teşkilatı» anlamına gelen «North Atlantic Treaty Organization» kelimelerinin kısaltılmışı ve bu adla anılan antlaşmadır. 1949da Birleşik Amerika ile şu devletler arasında imzalanmıştır: Kanada, Lüksemburg,Hollanda, Norveç, Danimarka, İtalya ve Portekiz. Bunlara 1951'de Türkiye ve Yunanistan, 1954'te de Batı Almanya katılmıştır. Böylece üye sayısı 15'e çıkmıştır.

Antlaşmayı imzalayan devletler, «Milletlerin demokrasi ilkeleri ile fert hürriyetlerini ve hukukun hükümranlığı üzerine kurulu hürriyetlerini, ortak miraslarını, uygarlıklarını korumaya,» karar verdiklerini bildirmişlerdir. Bu antlaşma devletlerden birine, ya da birkaçına yöneltilecek silahlı bir tecavüze karşı üyelerinin yalnız karşılıklı yardımlaşmada bulunmayı taahhüt ettikleri bir savunma paktı değil, çok daha kuvvetli ve geniş bir sözleşmedir.

Antlaşmaya göre 20 yıl üyelik yapan bir devlet, isterse Nato'dan çekilebilir. Nato’ya üye olmak isteyen devletlerin durumu İncelendikten sonra, uygun görülürse üyeliğe alınır. Şimdiye kadar sadece Fransa, Nato'nun askeri teşkilatından ayrılmış, bu yüzden Paris'te bulunan Nato Avrupa Ordusu Genel Karargahı, Belçika'ya taşınmıştır, üye devletlerde de ayrıca Nato karargahı vardır. Türkiye'deki Nato karargahı İzmir'dedir.

Nato’nun doğuşu

İkinci Dünya Savaşından sonra, hızla gelişen teknoloji, kitle imha silahlarının bazı devletlerin tekelinde bulunması, edinilen harp tecrübeleri, milletlerin tek başına var olabilme imkanları ve ayrı yaşamalarını çok güçleştirmiş, hatta imkansız hale getirmiştir. Bu sebeple, milli menfaatleri aynı istikamette olan milletlerin, her sahada tam işbirliği ve dayanışma içerisinde bulunmaları kaçınılmaz olmuştur.

Bu amaçla biraraya gelen 12 devlet, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 51. maddesine uygun olarak hazırladıkları ve 16 maddeden ibaret olan antlaşmayı, 4.4.1948 tarihinde, Washington’da imzalayarak Paktı vücuda getirmişler, Millet Meclislerinde onaylanmasını müteakip 24.8.1949’da, yürürlüğe girmesini sağlamışlardır.

Başlangıçta İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, İtalya, İzlanda, Danimarka, Norveç ve Portekiz devletlerinin biraraya gelmesiyle meydana gelen bu Pakt’a, 18 Şubat 1952’de Türkiye ve Yunanistan’ın, 9 Mayıs 1955’te Almanya’nın ve 30 Mayıs 1982’de İspanya’nın da katılmasıyla Nato üye sayısı 16 olmuştur. Fransa 1966’da Nato’nun askeri kanadından ayrılmıştır.

Nato üyesi devletler, birleşmek ve karşılıklı yardımlaşmak suretiyle, komünizm tehdidi karşısında şimdiye kadar geçen süre içerisinde tesirli bir müşterek savunma cephesi kurmuşlardır. Bu dayanışmayı gören Rusya, bütün gayretlerini, Nato’nun üyeleri arasında nifak sokarak, onu içten yıkmak hedefine yöneltmiştir.

Türkiye’nin Nato’ya girişi ve kazançları

İkinci Dünya Savaşının sona erdiği 1945 senesinden itibaren, Avrupa’daki kuvvet dengesi tamamen değişmeye başladı. Sovyet Rusya, Komünizm emperyalizmini gerçekleştirmek için harekete geçti. Polonya, Macaristan, Bulgaristan gibi kendi sınırları üzerinde bulunan ülkeleri Almanya’nın hegomonyasından kurtarmak bahanesiyle askeri işgal altına aldı. Buralarda komünist rejimler kurdu.

Keza Çarlık Rusya’sının da emeli olan, Akdeniz’e inme gayesini gerçekleştirmek üzere İran, Türkiye, Yunanistan, üzerine ağır baskılar yaptı. Türkiye’den İstanbul ve Çanakkale Boğazlarına yerleşme hakkı ile Kars, Ardahan gibi Doğu Anadolu topraklarımızın, kendisine terkedilmesini istedi. Hatta bu toprak istekleri, Trabzon ve Gümüşhane’yi de içine aldı. 1945-1946 yılları, Türkiye ve Türk milleti için en kritik günler oldu.

Türkiye her an Sovyet saldırısını beklemeye başladı. 500 senelik bir tarih süresinde, Rusların daima Türk topraklarında gözü vardı. Türkiye, bütün bu şartlar altında hem kendi güvenliğini hem de dünya barış dengesini sağlamak maksadı ile Nato’ya istekle girdi (1952). Nato’nun Türkiye’ye sağladığı dolaylı faydaların başında, üst yapı projeleri gelir. Hava meydanları, limanları, ikmal ve muhabere tesisleri, bu projelerin bir kısmıdır.

Bu projelerin gerçekleşmesi için, ödeme kolaylığı olan krediler sağlandı. Türkiye’ye sağlanan askeri imkanların çoğu, ABD ve Almanya’dan gelmektedir. Diğer Nato üye devletlerinin de teknoloji, eğitim açısından Türkiye’ye sağladıkları imkanlar küçümsenmeyecek kadar çoktur. Silahlar, teknolojinin gelişmesiyle değiştikçe, bunlarla birlikte yeni teknoloji de Türkiye’ye girmektedir.

Türkiye, iç imkanlarını zorlayarak, bu yeni teknolojileri her sahaya yaymak durumunda ve Nato’nun araştırma geliştirme imkanlarından faydalanmaktadır. Nato’nun başlıca gayelerinden biri de üyesi bulunan ülkelerin hayat seviyesini yükseltmektir. Çünkü Nato teşkilatı, iktisadi seviyesi kuvvetli olan ülkelerin, demokrasiye daha çok bağlı bulunduklarına inanmış bulunmaktadır.

Nato’nun organizasyonu

Nato organizasyonu, Kuzey Atlantik konseyi, Genel Sekreter, Askeri Komite ve Nato Komutanlıkları şeklindedir. Kuzey Atlantik Konseyini, üye devletlerden birer üye temsil eder. Genel Sekreter başkanlığında haftada bir toplanır. Senede bir iki defa bakanlar seviyesinde toplanır. Her üyenin veto hakkı vardır. Nato'nun askeri komitesini, üye devletlerin genel kurmay başkanları meydana getirir, senede bir defa toplanır.

Nato stratejisi, Washington’daki askeri teşkilat tarafından tayin edilir. Bu teşkilatın askeri teşkilatları; Avrupa’yı içine alan, Avrupa Müttefik Kuvvetler komutanlığı (SACEUR); Atlantik Okyanusu ve ABD kıyılarını içine alan, Atlantik Müttefik Kuvvetler komutanlığı (SACLANT) ve Manş Denizi ile Kuzey Denizini içine alan Müttefik Manş Komutanlığıdır. ABD ve Kanada’nın ayrıca bir askeri komitesi vardır.

Nato’nun nükleer gücü

Füze teknolojisinin gelişmesiyle gerek Sovyetler, gerekse Nato devletleri, menzili 1000 km üstünde, birkaç hedefe birden atılabilen çok başlıklı füzeleri, topraklarına yerleştirmeye başladılar. Füze yarışı o derece arttı ki, savaş halinde dünyanın büyük bir kısmının yerle bir olması mümkündü. ABD ile Sovyetler arasındaki silahların sınırlandırılması görüşmeleri, orta menzilli füzelere herhangi bir sınır getirmemişken, Sovyetlerin 1970’lerde 5000 km menzilli SS-20 füzelerini, Avrupa’ya yönelterek yerleştirmeleri, Sovyetlerin Avrupa için duyduğu arzuları ortaya koymuştur.

Bunun üzerine Nato, 1979’da önemli kararlar aldı. Bu kararların başında, uzun menzilli füzelerin Avrupa’ya yerleştirilmesi geliyordu. Toplam 572 Pershing II ve Cruise füzesinin, 1988’e kadar, muhtelif Nato ülkelerinde yerleştirilmesi kararlaştırıldı. Nato’nun bu kararı üzerine Sovyetler harekete geçerek, silahların sınırlandırma görüşmelerini yeniden istediler.

Sovyetlerin, silahlarını sınırlandırma görüşmelerinde istedikleri, Avrupa kıtasında kendilerinden başka hiçbir devlette nükleer başlıklı füzelerin bulunmaması sebebine dayanır. Sovyetler, Avrupa’daki kuvvet dengesini kendi lehlerine çevirerek, ABD ile Avrupa’nın ilişkisini kesmek istemeleridir. Halbuki Nato’nun temel stratejisi, Avrupa’nın ABD ile birlikte savunma yapmasıdır. Sovyetler, silahların sınırlandırılması görüşmelerini bir yandan engellerken diğer taraftan Hür Dünya’ya yönelen nükleer başlıklı füzelerini yerleştirmeye kesin anlaşma sağlanıncaya kadar devam etmiştir.

Son eklenenler

Yorumlar

Bu sayfa ait yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olun.

Yorum ekle

Vazgeç